çağımızın vebası: sevgiligünlükatak

Bir arkadaşım vardı eskiden. Çok düşünürdüm bir de eskiden. Sadece ben değil. Küçükken hepimiz çok düşünüyorduk herhalde. O da çok düşünürdü. Çok bilinmeyen, az meşguliyet vardı. Hisler herhalde bu yüzden çok önemli gelirdi bize. Sanki ilk aşk acısı çeken sensin, sanki kendini yalnız hisseden bir tek sen varsın. Çok özeldin gençken bence. Tüm dünyanın senin etrafında döndüğü yanılgısı. Çok harika bir şey. Bir tek sensin xten rahatsız olan, bir tek sensin y'yi gören, sadece sensin seni anlayan oo kimseler bilmez falan.
İki ucu var, ve tek farkı var, kimse beni anlamıyor ben tekim ile hepimiz aynıyız hiçbir anlamı yok demek arasında birkaç sene var. İkisinin de mantıklı olmadığını biliyorsun ama zamanla birinden diğerine geçiş yapıyorsun. yapmışsın veya ne bileyim.
Her şey o kadar aynı geliyor ki bana, herkes o kadar benzer geliyor ki. o kadar sıradanım ki ergenliğin verdiği şu yapayalnızlığı özleyesim geliyor.
Ama özlemiyorum.
Tek özlediğim kanseri nasıl yenebiliriz sorusunu alakasız bir şekilde aynı gece düşünen iki insan. Reseptörleri, enzimleri "hihii" efektiyle tartışabilen iki insan. Ben o kadar düşünemiyorum artık. O da. Hissetmekle fazla meşgulüz de ondan.

İlkler unutulmuyor. En basit mevzularda bile. Şu kafamızdaki minik hafıza hücreleri var ya, sonradan her şeyi, herkesi ilkiyle karşılaştıran kıyaslayan, biz istemesek de. Onlar pörsınıl poltergeist'larımız, kanserlerimiz.

1 comments:

flekz said...
This comment has been removed by the author.